
Başımızda kavak yelleri esiyormuş, essin
Adam sende keyfimiz yerinde…
Ben henüz anne ya da baba değilim. Bir öğretmen hiç değil. Ben sadece gencim…
Gençlik… Elimizden hızla kayıveren yıllar… Geceleri yastığa başınızı koyduğunuzda binbir hayale yelken açtığınız umarsız yıllar. İnsanın yaşam dönemlerinin her biri kendine özgü koşullara sahip olsa da, gençliğin bunlar içinde en özeli ve en güzeli olduğunu ifade etmek mümkündür. Kişiliğin oluştuğu, yaşam denen çetin mücadeleye sadece uzaktan bakıldığı, aşkların ve dostlukların en fırtınalısının yaşandığı yıllar.
Gençlik acaba belli bir yaş dilimini mi kapsamakta yoksa yaşları ilerledikçe kendini avutmaya çalışan büyükler gibi; ‘insan kendini hangi yaşta hissederse o yaşta’ zamanı mı? Bence; acıyla tanıştığın ilk gün olgunluğa da adım atıyorsun. ‘O gün’ hayat sana yüzünü gösteriyor. Amacım hayatın yaşanmaz bir yer vs. olduğunu söylemek değil. Ancak hayaller ve ideallerle süslenmiş bir yaşamda farkında olmadığınız bir duvara tosluyorsunuz. Yazımda gençliğin iki yönünü ele almak istiyorum. Biri ciddi, diğeri gayri ciddi yönü.
Devamını Oku →