Beni Kategorize Etme!

Biraz önce bir televizyon dizisine takıldı gözüm.” Gözüm takıldı” diyorum , çünkü yaratıcılıktan uzak, eğlendirme işlevini bile yerine getirmeyen öyle çok saçmalıkla dolu ki ekranlar izlemeye ne zamanım ne de sabrım var. Neyse asıl bahsetmek istediğim ekranlardaki kirlilik veya yozlaşma değil, dizideki tiplemelerin bana çağrıştırdıkları…

Farklı bir kültür, altyapı ve sosyal sınıftan gelmiş bir çiftimiz var. Aileleri arasında bir yakınlık oluşturma çabası içindeler. Bir taraf eğitimsiz dolayısıyla kültürsüz(!) halkın içinden diye tabir edilebilecek sizden bizden insanlar. Öbür yandaysa eğitimli, kültürlü, farklı zevklere ve ilgi alanlarına sahip e tabii bu kadar donanımlı(! )olduğu için de ukala ve kendini beğenmiş bir aile var. Pardon aile demek yanlış olur, çünkü sadece anne kültürlü olduğu için ukala, baba da birikimli olmasına rağmen sahip olduklarını sindirmiş, rahat ve ılımlı bir adamcağız. Çünkü her ne hikmetse davranış bozukluğu olan genelde kadınlar oluyor bu tarz durum komedilerinde.Tablo sizlere de tanıdık geliyordur eminim. Bu minvalde pek çok dizi gördük. İnsanların karikatürize edilmesine değil itirazım, kategorize edilmesine! Neden hep eğitimsiz insanlar cahil ama sevimli, iyi niyetli ve dürüst gösterilirken eğitimli insanlar bildikleriyle her fırsatta övünen, karşısındakini aşağılamak için fırsat kollayan “cehaleti alınmış eşekler” olarak tasvir ediliyor? Neden eğitimsiz ama kendini yetiştirmiş, ya da hem cahil hem kötü, ya da hem donanımlı hem de mütevazı tipler görmeyiz karşımızda? Neden bir kalıptan çıkmış gibi ekranlarımızı şenlendirirler ve yavaş yavaş beynimize işlenirler bu kategoriler? Fakir gençler hep gururlu mudur, ilişkileri bozan kara kediler hep sarışın mıdır, “kötü kadınlar”ın hep şuh bir kahkahası mı vardır?

Sinemamız belki değişme yoluna girdi ama televizyonlarda ezilen insanların hep iyi kalpli, eğitimli insanların küstah, zenginlerin kötü, fakirlerin iyi olduğu bu önyargı ve kolaycılık kokan klişelerden kurtulamadı. Ama bir an önce kurtulmalı. Kurtulmalı ki zaten önyargı ve saplantıların istila ettiği ruhumuz ve zihnimize bir de televizyonun negatif etkisi olmasın.

Biz millet olarak pek meraklıyız kategorize etmeye. Günlük yaşamda ben dahil hepimiz insanları nereli olduklarına, mesleklerine, cinsiyetlerine, tercihlerine, düşüncelerine göre sınıflandırıyoruz. Karşımızdakine nötr bir şekilde yaklaşıp, tanımaya çalışıp, onun davranışları ve değer yargılarımız ölçüsünde karar vermiyoruz. Trakyalıysa bir adım geri dururuz, doğuluysa kızımızı vermeyiz, üniversite mezunu değilse evlenmeyiz, alt tabakadakilerle muhatap olmayız, hafif kızlarla gönül eğlendirir, ağır abilere kul köle oluruz:) Hepimiz de aynı anda pek çok kategoride yarıştığımız için bir aşamayı geçsek diğer aşamada elenmemiz kuvvetle muhtemeldir.

Diyeceğim o ki toplum olarak hoşgörümüzün en az seviyeye indiği şu hassas dönemlerde, yaşamın bünyesinde barındırdığı zorluklara ekleme yaparak, sevgisiz, önyargılı, tahammülsüz bir insan olma yolunda bonus kazandıran “kategorize etme” alışkanlığımızdan vazgeçip, insanları tanımak için çaba sarf etme ve en nihayetinde oldukları gibi kabul etme mertebesine ulaşabilirsek hayat hepimiz için daha kolay olacaktır.